Dünya Kupası Sevmedim Seni
- Temmuz 2nd, 2010
- Write comment
2010 Dünya Kupası benim için resmen bir hayal kırıklığı ile başladı ve öyle de olmaya devam ediyor. Kendimi bildim bileli her zaman Dünya Kupası olduğunda bütün maçları elimden geldiğince izlemeye çalışan biriyimdir ama bu sene resmen maçları izlemekten kaçıyorum. Özetleri falan izleyip geçiyorum.
Gerçek anlamda hatırladığım ilk Dünya Kupası Amerikadaki 94 Dünya Kupasıdır. Brezilya milli takımına olan aşkım da belki o zamandan kalmadır diicem ama ondan öncede sevdiğimi hatırlıyorum. Yaşım gereği 86 ve 90 Dünya Kupalarını da gördüm ama 86 ile alaklı hiçbirşey hatırlamıyorum doğal olarka :) 90 Dünya Kupasını ise hayal meyal hatırlıyorum, ama 94 Dünya Kupasında nerede ise herşeyi birebir hatırlıyorum. O zamandan bu zamana kadar da her zaman Dünya Kupası maçlarını takip ederim ki beni tanıyanlar bilir Şampiyonlar Ligini Dünya Kupasına göre daha güzel bulmama rağmen Şampiyonlar Liginde maçları bu kadar dikkatli seyretmem. Read more
Süper bir cuma gecesinden sonra, cumartesi günü öğlen kalkıp Beşiktaştali ofise doğru yola çıktım.. (bi bakarmısınız organizasyonuna katılamadığım için üzgünüm) Saat daha 14-15 olmasına rağmen semt tıklım tıklımdı.. Ofisteki işlerimi hallettikten sonra BKM’nin karşı sokağındaki Demlik Cafe’ye gittim ve tribünden arkadaşlarla oturup muhabbet etmeye başladık. O sırada biz hadi 2 bira kapıp Şairler Parkına gidip içelim diye düşünürke,n adadan arkadaşım Ari elinde 1 şişe viski ile gelince bir anda vazgeçtik ve viskilerimizi yudumlamya başladık. (not: normalde maçlardan önce iç içmem ama dün maçın çok stressli geçeceğini düşünüyordum ondan içip rahatlamak istemiştim) Viskilerimizi yudumlarken, aynı zamanda da yavaş yavaş maç havasına girip Fener’e giydirmeli bestelerimizi bağırıyorduk.. O sırada ceza alan arkadaşlarımızdan biri olan Sarı Emrah kendi kendine “Orda bir maç var uzakta görmesekde gidemesek de..” diye mırıldanmaya başlayınca ben gğlmekten yerlere yattım.. =) O arada 1-2 arkadaşın bilet sıkıntısı vardı sağı solu arayıp, sorup soruşturup onları hallettik. Sonra biz Murat abi ile stada doğru yol aldık.. Staddan içeri girerken sorun olmasın diye bir paket Vivident Delete’i ağzıma boşalttım resmen.
Son günlerde bana yöneltilen bir soru bu “Beşiktaş’ta Neler Oluyor ?” tamam anlıyorum Beşiktaş ile alakalı bana soru sorulmasını, ama ben kongre üyesi bile değilim.. İşin tribünsel kısmını anlatırım o ayrı.. Ki bu yazıda da kendi bakış açımdan bunu anlatıcam.
25.10.2009 tarihinde oynanan Fenerbahçe – Galatasaray derbisine çıkarken, Galatasaray’lı futbolcular muhtemelen artık şu 9 yıllık rezalete bir son verelim demişlerdir. İş futbola ve sahaya gelince ama hiç de öyle olmadı hatta tam tersi bence Fenerbahçe çok daha istekliydi maçı kazanma konusunda ve bence tamamen hak ederek kazandılar. Gerçi daha maçın başında Baros’un sakatlanıp, yerine Nonda denen, kendi etrafında dönmesi 10 dakikayı bulan futbolcunun girmesi Galatasaray açısından çok büyük dezavantajdı.. Onun dışında Galatasaraylıların aşırı motive olmaktan kaynaklanan stress ve 9 yıllık korkusu ile Fenerbbahçe’nin rahatlığı da Fenerbahçe açısından bir avantajdı. Maçın Şükrü Saraçoğlu Stadında olması zaten taraftar açısından Fenerbahçeye +1 ekliyor onun yanında bir de 9-10 yıllık psikolojik bir yanı var bu maçların.. Ki maç sonunda Sabri’nin ben o zamanlar paf takımındaydım demesi de Galatasaraylı futbolcuların kafasındaki korkuyu gösteriyor..